...karlarla kaplı heryer, soğuk bir iklimde uçsuz bucaksız bir yerde iliklerine kadar donmuşlardı.Şaşkınlıkları bu muydu sadece,soğukmuydu onları donduran yoksa burda nasıl olduklarına anlam verememiş ifadeleri mi?Sessizlikleri zayıflıklarından değil belirsizliktendi.Sorular yeryüzünün amansız hiç bitmeyen merak dolu soruların atası olan neden sorusu içlerini kemirip düşüncelerinde yankılanıyordu,kendilerine bile sormaya cesaret edemiyorlardı çünkü sorarsanız zayıflığınızı ilan etmede belli bi yolu kabul etmişsinizdir. Belirsizlik onları güçsüz kıldığı bir gerçektir.
Onlardan birisi o ki Diyrna topraklarından merhametli olan dört kıtalardan en dayanıklı en meşhur elfiydi,bu duruma en çabuk ayak uyduranlardandı.O şöyle bilinirdi:Kirşen.Diğeri ise çok hızlı olupta bir o kadar sessiz ve bir gölge kadarda belirsiz olabiliyordu.Ve Dai eskiden böyle değildi.Karanlık taraftamı,hayır,peki işıktamı, hayır ama öğrendikleri karanlığa aitti bu ırkı insan olan Dai'nin. Hala Çok Soğuk... Bu kadar soğuk bir ortamda bir insanın şansı gerçekten çok zor olurdu, onlar bunun üstesinden gelebildiler bu ırklarımızın bize bir mirası olan bedensel dayanıklılık ve de aslında göreceli dış etkenleri çoktan aşmışlardı. Hikaye bu düşman ırkları bir araya getirerek başlamıştı tüm külfetiyle.
................................................................................
Nerdeyim nasıl neden... burası çok şey var sorulacak, hayır düşünmemeliyim topla kafanı kendine gel. Biran önce bir yol bulmam lazım, burası neresi öğrenmem lazım, yorgunum zayıf hissediyorum bu yolculuk şekli beni dengesizleştirdi. Doğru düşünemiyorum ilerlemeliyim. garip bir dünya tanımam lazım ama bu formda değil. uçuyorum. Şimdi daha güvenli, heryer karlarla kaplı. Bir karaltı gördüm, bu yükseklik biraz fazla yaklaşmalıyım. Sanırım bir insan ama elindeki bir asa Hayır beni fark etti.
Buzlar bir anda yerdeki karaltının etrafını sardı karaltı birden görünmez oldu.Etrafını bir duvar gibi saran buzların içindeyken kendimi daha rahat hissedeceğim artık kendi formumda onunla yüzleşebilirim
................................................................................
Htermin karanlık ve ateşlerle dövülmüş zebanilerin dünyasındandır ve Dai de efendisidir gücü ise sırtından salgıladğı tozla karşı tarafın belli bir süre sersemletir böylece efendisine yeterli vakti kazandırır devamında ise efendisinin lanetli büyüleriyle Htremine güç depolamasını daha zararlı olmasına neden olur ve emri şöyle alır Htermin.... ''Htermin elfler bunu yapmaz saldırmazlar nedensiz arkadan,kafası karışmış olmalı ya da burayla ilgili bi durum var ya da aslında buraya zaten ait,bu saldırının nedenini bilmem lazım o yüzden sadece saldırı emrimi bekle ve görünmez ol,sadece bekle'' hala bi dizi yerde asasına dayanmış bir şekilde bekleyen diyargezen Dai yavaş yavaş form değiştiren ve kendisine doğru gelen elfi beklemekteydi içinden söylenerek.Dainin düşmanı tartıp güçlerini,testetme oyunlarından biriydi bu tabiki sadece.Tüm sebep ve sonuçların verdiği ani duygu değişimlerini serbest bırakarak hareketlerini kontrol eder,çünkü duygular insanoğlunun en zayıf tarafıdır.Bunu ışığın yasak olduğu diyarlarda öğrenmemiştir bunu insanları halkları gözlemeyerek anlamıştır. Artık Kirşen formunu değiştirmiş bi şekilde karşısındadır ama hala kıpırdamaz Dai ve sabırla ilk hamleyi bekler ...
...............................................................................
Onun gözlerine bakmaya çalışıyorum bunun için kendimi zorluyorum ama olmuyor. Kendimi tedirgin Hissediyorum her hücrem buradan uzaklaşmamı söylüyor ama neden, neden...
Bu soru beni buraya bağlıyor, içimi kemiriyor ve şimdi bide bu yabancı o niye burada bu koskoca boyutta ve boşlukta neden o burada ne işi var hala güçsüzüm ve bu beni saldırganlaştırıyor. Karşımdaki ölümlünün güçlerini kestiremiyorum, sorular cok fazla soru daha fazlasına gerek yok bazıları yanıtlanmalı artık. Ve en sonunda onunla konuşmaya karar veren kirşen düşmanını hapsettiği buzdan kafesin yanındadır artık, bu durumdaki bir ölümlüye göre vakar doluydu yabancı. Kirşen soruları soran yabancı cevaplayan olacaktır. En azından kirşen böyle tahmin ediyordur. Üstünlük şu an ondadır, ama içindeki his onu bunun tam olarak böyle olmadığı konusunda uyarıyordur.
Yoğunlaş, şu anda sadece soruların cevapları önemli; Kirşen bütün azametiyle yabancıyı süzerek aralarındaki dialoğu başlattı
"Selam yabancı, bu şekilde bir karşılamayı haketmediğini düşünüyorsundur ancak içinde bulunduğumuz koşulları düşünecek olursak biraz temkinli yaklaşmamı kişisel almazsın."
Yabancı Vakarla onu dinlemektedir. Bu kirşeni bir parça rahatlatmıştı Kuşkusuz o bir insandı ve önyagı onların en büyük yanılgılarıydı ruhunun derinliklerinde hala temkini elden dırakmaması gerektiğini hissediyordu.Hisleri onu nadiren yanıltırdı.Ayaklarının altındaki sarsıntıyı hissetmemesi için duyularını kaybetnesi gerekliydi.
Bir "druid" doğayı okur, onu taklit edebilir,ve gerektiğinde onun enerjisini kendine aktarailir. Buyüzden de hissetmek bir druid için herşeydir. O da şimdi hissediyordu yer sarsılıyordusadece onun hissedebileceği bir sarsıntı. Güvende değildi ve şimdi hapsettiği ölümlüde "aciz yaratık! ona pervasızca bakıyordu hala, biraz sonra ölebileceğinden habersiz." tehlikedeydi onuda düşünüyor kafası iyice karışıyordu.
Beklemek... Ne çıkacağını bilmeksizin...
insanı serbest bırakmalıydı ama güvenemiyordu elindeki asa ve üzerindeki cubbeden alelade biri olmadığı hemen anlaşılıyordu, ama seçnek yoktu.Ya onu ölüme terk edecek yada zararsız olmasını umacaktı. Yabancı karşılık veremeden lafını kesen Kirşen konuştu.
"Şu an büyük bir tehlikede olduğumuzu hissediyorum ve en kısa zamanda buradan ayrılmalıyız.Sana anlattıklarım garip gelebilir ama bana güven bu arada seni serbest bırakınca herhangi bir oyun istemiyorum."bunuları söylerken bitkinliğini göstermemeye çalşıyor ama karşısındakininde bir büyücü olduğunun farkındaydı.
................................................................................
DaiDaiDai;çocukluğunda böyle çağırırlardı,sevilen bir çocuktu,yardımsever,oyunlarla arası çok iyiydi herkes bildiği oyunları oynarken o oyun icat eder ve oynarlardı.Yberdarne savaşçı çıkartan bi diyardı ve harçlığınıda silah ve zırh yapan demirciye yardım ederek çıkartıyordu.Çevresine çok dikkat ederdi,etrafına güven veren bir yapısı vardı.Evde pek durmazdı,içerden daha güvenli ve heyecanlı bulurdu dışarsını,ta ki onu görene kadar.Hayatı ölüme kavuşsada ya da acılar içinde boğulsada ya da en acı verici işkence vurgunlarında,aklınızın alamayacağı türden acılar bile onu ondan alamazlardı..
Güzeller güzeli olan bu elfin ismi Feanordur.Gözlerini sanki ıssız bi adanın ayak basılmamış masmavi nehirlerinden almış,ışık sanki onun için varolmuş bir armağandır,uçuşan saçlarını esen rüzgar besler,beslenen kopan her tel çiçeğe dönüşür ayaklarının dibinde,gülüşü hatırlatır tüm diyara barış ve mutluluğun ne kadar yakında olduğunu,Dai'nin kalbi hep ona ait olacaktır...
Herşey herzamanki keşif yolculuklarından birindeyken başlar Dai'nin hikayesi.Ybendarne'nin kuzeyinde yüksek vadinin ki bu yüksek vadi gidilmesi yasak olmayan fakat çok tehlikeli hikayelerle bezenmiş bir yerdi.Bu yerde düz bir yol bulmak imkansızdır ya yokuş yukarıdır ya da engebelidir.Ağaçların fısıltıları ve rüzgarın dövdüğü kayalar onu ışıktan uzağa, kaderin onu gölgelerle birleştireceği yere doğru iter,sürükler.Birden
''Feanoooooor,Feanoooor,Feanoooooooor''
diye bi ses yankılanır dehşetengiz,korkunç bi şekilde gündüzü geceye dönüştüren bu haykırış.Dai'nin yazgısının şekilledirilicek olan bu vadide,bu yerde.Bu haykırışın şokuyla kırdığı dal sesleri arasında korku zerreleri damarlarında gezerken köşe bucak bi yere saklanan Dai,yaşlı bi ağacı gözüne kestirir.Ağacın Kenarındaki sık çalılıkların arasından korkuyla karışık gözlemeye başlar.Duyduklarınıda aklında şekilledirerek anlam vermeye çalışır.Hemen yere doğru bi şey farkeder bi oyuk tam elini uzatıcakken,karşısında onu görür,işte ordadır yazgısını değiştiren Feanor.Büyülenmiş bir edayla bakarken birden ayağını birşey ısırır gözleri yavaş yavaş ağırlaşan Dai Feanor'un güzelliğinin gittikçe bulanıklaştığını farkeder, gözleri artık Feanordan,bildiği tek ışıktan ayrılır ve bayılır olduğu yerde...
Gözlerini açtığında karşısında onları bulur.Panikleyen Dai'yi Feanor,anne ve babası sakinleştirmeye çalışır''sakin ol ismini bilmediğim ölümlü sana zarar vermeyeceğim''der Feanor'un babası Druid olan Mtal
''Sadece bayılttım seni,kontrolümdeki bu vadiye ait bir sarmaşıkla.
''
Nedense içinde bi güven beliriverir Dai'nin ve korku yerini sakinliğe bırakırken,onları rahatsız ettiğininde farkındadır.Kendi aralarında konuşan aile bilmediği bir dil olan elfçedir ki ilerde bunu öğrenicektir yazgısı böyledir çünkü Dai'nin,Feanor'un annesi Dsail bu konuşmanın ardından döner ve
''Neden burdasın diye sorar,niye bu tehlikeli vadide,olmaman gerekiyordu,senin yaşında biri için ve hatta bi yetişkin için bile çok çok tehlikeli bir yer burası.İsmini bilmediğim ölümlü söyle bize,NEDEN''
Dai sessizlikten başka vereceği cevap yoktur.
parlak yüzlü elf anne Dsail'e
''ben Gretunoğlu Dai'yim''
''Gretun mu''
der Dsail ''şu gezgin bilgili Gretun'un mu?''
üzülen bi ifadeyle bakar Dai'ye '
'Evet onun oğluyum''
der başını öne eğerek çünkü sadece bi kere görmüştür ve hayalden ibaret hatırlar babasını Dai,çünkü Bilgili Gretun gezgindir.Nadirdir babasını tanımayan,ya deli derler ona ya da bilgili.Ve sohbete başlarlar Mtal
''Bizi ilk gören sensin burda ve söylememelisin kimseye,meraklı kafalardan uzak tut gördüklerini,bu bizim için çok önemli sana güvenmek istiyoruz ölümlü ırktan Dai,her zaman bizi arkanda iz bırakmadan ziyaret edebilirsin,girdiğinde bu vadiye sadece bir ağaca ismimi söylemen yeterli ve evet bilmek istediğin şeyler var,soruların var hepsini sana anlatıcaz böylece ilk sorunu da şimdiden cevaplamış oldum deği mi artık korkudan uzak Dai? ''
''evet''der çekingen bir tavırla Dai.Tüm bunlar olurken Feanor sırtı dönük bi şekilde gözucuyla Dai'ye gizli gizli süzer ama tek kelime çıkmaz ağzından, Dai'de ona bakmaması düşünelemez zaten çünkü şahit olduğu bu güzellik lütuftur onun için.
Dsail''Hadi geç olmadan yola çıkın Mtal, kendine iyi bak Dai ve dikkat et! bizi görmedin unutma,her zaman misafirimiz olabilirsin''der ve Dai'yle Mtal'u yoluna uğurlar..Birçok kez gelir ve bu yaklaşık 11 yıl sürer neredeyse herşeyi paylaşırlar ,elfçeden doğanın gizlerine kadar herşeyi öğrenir ve onların neden sürgünde olup neden bu yüksek vadide yaşadıklarına kadar,herşeyden öte Feanor'la yaşadıkları dostluk,onu çok mutlu ediyordu ve gelişiyordu da öğrendikleri bu dünyanın herşeyinden daha değerliydi ama Feanor hariç,evet Dai'nin tek önemsediği şey Feanor'du,midesine her defasında ağrılar girerdi karşısında bittiğinde, tutkun Dai'nin.Ölümlü Dai ölümsüz olana delicesine tutkundu birtürlü dile getiremeye cesaret edemiyordu, aşktı bu.Birgün cesaretin gururunun önüne geçtiği bi günde gittiğinde onları yerlerinde bulamaz,bembeyaz olur,panikler,çaresizce kemikleri sızlar birden,gözleri çöker,dolan gözleriyle hertarafın harap ve darmadağın olduğunu ,savaşılmış olduğunu farketmiştir bile,yıkılmıştır,haykıran Dai çıldırmış gibiydi
''nerdesiniiiiizzzz,neler oluyo hayıııııırrrrr bu olamaz''
Feanorun kaldığı tarafa yönelip hızlıca zaten dağılmış hırpalanmış olan yerinde,bişiiler arar ipucu ya da belki bi not ve,,,,,..Aklına sadece onların bildiği,ilk geldiğinde saklandığı çalılıklar olan yer,yaşlı ağaç gelir,onun zamanında keşfettiği oyuğundaydı özel yerleri yere doğu uzanan oyuğu başkalarının görmesi imkansızdır.Çünkü yukarıya doğru çıkan oyuk orda içe tarafa açılıyordu elini oyuktan içeri sokar titreyerek hüzünle karışık,şaşkın ve çamura bulanmış gözünden akan gözyaşlarıyla.Bu arada gizli eşyalarının içinde yeni bişii vardır yaprak bu yarı kuru ıslak üstünde bir not yazılıydı,hızlı ve düzensiz nefeslerle okumaya çalışır,dizlerinin üstüne düşerek elfçe olan şu notu okumaya başlar ''jfel-de trasD-æsmt kfel-sa run Dai(seni seviyorum ölümlü diyara ait olan Dai)''
Haykırışı hala yüksek vadinin,ışıksız karanlık olan yerlerinde yankılanıp,vadiye girme cesaretini gösterenlere saf korkuyu üfler, zavallı kulaklara,o haykırış: ''Feaanooooooorrrr,Feaanooooooorrrr,Feanoooorrrr....!!''dur.
O anda aklına dehşetten gözleri karartan gerçek gelir Dai'nin,çünkü 11 yıl önce keşfe çıktığı bu vadide duyduğu haykırışla aynıdır hatta o an ait durduğu yer bile,korkup saklandığı yer bile,ağacın şu anki yaşlılığı bile...........................
21 yıl sonra şu anda:
Dai kirşene bakarak şöyle der içinden,yüzüne vuran acı tebessümle
''Ukalaların lordu olsa gerek bu druid nasılda korktuğun belli ne yalan söyliyeyim bende tedirginim, belliki oda başına gelen sebepsiz şeylerden tedirgin vaziyette ve beni küçük görmekte,neredeyse tüm gücünü harcamasına rağmen ve ben hala bekliyorum gücümü korkudan almış vaziyette ama elflere saygım çok ve sadece içlerinden bir tanesine acı dolu sevgim var o yüzden bu saygısızlığını hoş görücem''
ve artık ayaktadır Dai ve kesin bir tonla bağırır Dai
''Htermiinn ortaya çık''
Birden hemen arkasında belirir Htermin büyük bi kurda benzer.Bacaklarının gövdeye bağlayan kısmında boynuzlar çıkar tırtıklı bi şekilde kafasının tam üstendede siyah ve turuncu çizgilerde süzen çiçeğine benzer hortumlar vardır tozunu salgıladığı.Rengi koyu kırmızı olan Htermin gırtlağından nefes alırken rahatsız eden ıslak hırlamalar duyulur ve doğal olarak Kirşen savunmaya geçer hemen,Dai
''f-tlÄsa alen k-tal mon Htermin (olduğun yerde kal Htermin)''derken
Kirşen şaşkın bi şekilde bu gizemli büyücüye bakar, o küçümsediği ölümlüye
''Selam Kirşen...sen sormadan ben söyleyeyim ismini nerden bildiğimi ''
tebessümle ve yarı ciddi olarak
''ölümsüz olan elf''der,
arkasından da hemen şunu der:
''Her yapılan büyü sahibinin ismini fısıldar''
deyip yolunda olan yukarıya uzanmış buz kütlelerine asasını çok az değdirerek biraz gürültülü bi şekilde eritir ve şu fısıldayan sesi duymasını sağlar
''d ...a....ii...'' tam karşısına geçer Kirşen'in ve tekrar ''selam''der saygı göstergesi olarak ''bende Dai''diyerek kendini takdimde etmiştir,arkasından Htermin'e dönerek
''geri dön ve dinlen Htermin''
gözleri parlak yeşile döner birden Htermin'in ve aşağı boyuta geçer.
''Bilmiyorum Kirşen,bana burayla ilgili soru sorcaksın ama gerçekten bilmiyorum bende kendimi burda buldum bu güç kime ait ya da ne şekilde burdayım,burdayız bilemiyorum ve bunu çözmekten başka yolum yok,kaderin yazgısı buysa buna karşı gelmiyeceğim Kirşen'' Feanor'u düşünerek içinden ''KADER DÖNGÜSÜ GEL GÖSTER KENDİNİ BU DİYARDA,HAZIRIM NE HAZIRLADIYSAN,SENDEN KORKMUYORUM ''der yüksek sesle....belki burdaki yazgılar zinciri ona kavuşmasını sağlıyacaktır......
.............................................................................
Oira soguktan morarmış ellerini oğuşturdu ve iyice sokuldu Ardene.Arden uğuldadı hep yaptığı gibi.Düşmanları için ölümün habercisi olan Ardenin dehşet verici uğultusu Oira için yanlız olmadığını güvende olduğunu hissettiren ninni gibiydi.Bu karlarla kaplı ölüm soğuğu olan bilinmez diyarda sıcak olan tek şey Ardenin tüylerle kaplı vücuduydu ve belki de zayıf ölümlü bedeninin bu diyarda yaşayabilecek kadar güçlü kılanda Ardenin sıcaklığıydı.Oira elini yüzüne götürdü ve hep yaptığı gibi beyaz yüzünün neredeyse iki ayrı kişiye dönüştüren derin yara izine dokundu.Bu iz, ona nerede olursa olsun ne durumda olursa olsun kim olduğunu hatırlatırdı.Kızıl diyarın gardiyanı Oiraydı o...Kralın sadık hizmetkarı,ordudaki tek kadın asker,kızıl askerlerin saygı duyduğu aynı zamandada korktuğu tek dişiydi...elini iyice gezdirdi yarasında...cesur Oiraydı..savaşçı Oiraydı...Etrafa baktı kocaman yeşil gözleriyle..kar ve soğuk onu korkutmuyordu.Bu bilinmeyen diyarda onu ürküten ve aynı zamanda öfkelendiren yegana şey beyazdı.Beyaz öfke,beyaz intikam ,beyaz ölüm demek olmuştu onun için doğduğundan beri.Ak diyarın beyaz şeytanları daha bi bebekken ölümün anlamını öğretmişlerdi ona.Kızıl köyü, ak alevler içinde gördüğünde acının,intikamın ve öfkenin rengi beyaz olmuştu onun için.Ak alevler geldi gözünün önüne kalbi kanadı yine...İşlediği büyük günah zihninde saklamaya çalıştığı yerden sinsice süzüldü aklının ve kalbinin ta içine.Öfkeden ve acıdan titredi bedeni.Elini karnına götürdü ve gözlerini kıstı acıyla beklemeye başladı,içindeki o tüyler ürperten ses yine ne fısıldayacaktı ona.Ama ses duyulmadı.Bu beyaz diyara vakitsizce düştüğünden beri o şeytani sesi duymamıştı hiç.Aylardır duymadığı hissetmediği huzuru bulmuştu sanki bu meçhul diyarda.Yoksa kızıl Tanrıça yakarışlarını işitmiş ve acılarını dindirmek için onu bu diyara mı göndermişti.Böyle olmasını diledi.Hatta bir an için böyle olabileceğine inanmak istedi.
Ama içindeki şeytanın varlığı hissediyordu hala.Ak şeytanın ak alevi içindeydi ...eskisi gibi güçlü kavurmuyordu sadece .Tekrar ne zaman fısıldayacaktı acaba?Yoksa onu merak mı ediyordu.Endişeleniyor muydu , hayatını ölüme çeviren içindeki şeytan için.Hayır bu olamazdı.Eyrafına bakındı.Böyle oturup bekleyemezdi neyi beklediğini bilmeden.Ardenin tüylerini okşadı usulca.İri yaratığın gözlerine baktı ve hep olduğu gibi anladılar birbirlerini.
Ondan hiç beklenmeyen bir sakinlikle koca bedenini kaldırdı yaratık sokuldukları kaya oluğundan.Oiranın kalkabilmesi için tıslayan burnuyla iteledi usulca onu omzundan.Kızıl diyarın güçlü gardiyanı içindeki ak alevin varlığıyla ağırlaşmış ve yorgun bedenini sadık dostu Ardenin yardımıyla doğrulttu.Sert ve güçlü kara tüylerinden tuttu Ardenin ve atladı sırtına.Ardenin ekşi kekremsi kokusu bir dostun yanında olduğunu hisettirdi ona.Yavaşça okşadı koca başını..Uğuldadı Arden..Birden Ardenin uğultusuna başka uğultular karıştı.Rüzgar getirmişti iki yabacının sesini kulaklarına.Demek bu bilinmez diyarda başka yolcularda vardı...Ürperti ve aynı zamanda heyacan kapladı içini,tıpkı savaşlarda olduğu gibi.Ölüme ne kadar yaklaşırsa yaşamı o kadar fazla hissedebildiğini anlamıştı zamanla Oira.Ve -hadi- dedi Ardene .-Gidip bu seslerin sahipleri kimmiş öğrenelim dostum-.yaratık tiz bir uğultu çıkardı yine ve kızıl savaşçı içindeki ak alevle bilinmeye doğru yürümeye başladı..
................................................................................
Fakat kaos sandığımdan daha yakın yoğun şekilde hissediyorum.Hala emin değilim ama korkuyorum ya oysa birdaha onunla yüzleşemem bu güçsüz halimle beni hemen ele geçirir. Bu his içimi dağlıyor.Kendimi aciz hissettiriyor burayı terketmeliyiz.Korku beni ele geçiriyor.Yüce nypha bana güç ver...
"selam yüce büyücü seni hafife aldım yaratığına bakılırsa güçlerin tahminleriminde üstünde, içinde bulunduğumuz durum beni kuşkucu yapıyor, saygısızlığımı bağışla.
beni buraya getiren neyse sende aynı sebepten buradasın.
Kaderlerimiz bizibirleştirdi buraya gelirken beşyüz pelle uzakta iki dağı yaran bir geçit gördüm bu yakınlarda yola en çok benzeyen yer orası.
Daha iyi bir fikrin yoksa oraya ilerlemeyi öneriyorum. Burası sandığından daha tehlikeli olabilir heran."
Bildiklerim; onlar bende kalmalı henüz çok erken ama bilseydi burada bir an durmak istemezdi.
Yine hissediyorum beni çağırıyor ilerlemeliyim ondan uzaklaşmalıyım.
"Aceleciliği bağışla ama burada daha fazla duramayız hislerime güvenebiirsin"
Tam bu sözleri söylerken buzdan gelen inanılmaz buyüklükte bir ses ikisinide şaşkına çevirdi.
Kirşen artık biliyordu, bu oydu...
................................................................................
''yaptığın nedir Dai..?''
diyen kirşene
''Bu savaşçı Oira sadece vakit kazandırıyorum bize ıslığım yaratığı Ardeni geçici olarak sersemleticek ve bize vakit kazandırıcak bu arada sen sakin ve tetikte ol çünkü bize olanların onunla bi ilgisi olduğunu zannetmiyorum,o da bizim gibi kayıp bu sonsuz görünen diyarda,belki bu diyarın katili,belki de savaşçısı bilemiyorum''
Yaklaşık 150 adım mesafe uzaktan artık belirgin olarak görünen Oira elinde,ışığın sadece pıhtılaşmış kanı daha belirgin gösterdiği baltasına vuruyordu,o ölümcül büyük baltasının kurbanlarımı olucaklardı acaba..?Yaratığı yavaş yavaş sendelemeye başlayan Ardenin üstündeki savaşçı Oira'yı.
..............................................................................
Kara Arden ak karlar arasında iri pençeleriyle bata çıka ilerliyordu.Sesler daha şiddetli duyulmaya başlamıştı.Rüzgarın onlara getirdiği uğultulu seslerin kime ait olduğunu az sonra öğreneceklerdi.Bir eliyle Ardenin sert tüylerinden sıkıca tutunan Oira diğer eliyle sırtındaki iri baltayı kontol etti.Baltası herzamanki gibi soğuk ve güven vericiydi.Yüzlerce belki de binlerce ak askerin ak kanlarını akıtmıştı baltasıyla.Avucunun içinde baltasının izi kalırdı hep.Elini baltasının soğuk sapından kaldırdı ve bakışları avucunun içindeki izlere takıldı.Nasıl savaşçı olduğu geldi aklına.Ak askerler kızıl köye saldırıp tüm köyü yaktıkları zaman zekası ve şansının yardımıyla kaçabilmişti onların zulmünden.Yüzündeki yara o günden kalmaydı.
Kızıldiyarın kralı diğer tüm yetim ve öksüzlerle birlikte onuda himayesine almıştı.Kızıl kaledeki yetimhane yeni evi olmuştu Oira nın.Kral adına çalışan kızıl hanımlar büyüdükleri zaman ya şifacı,ya falcı yada tapınak fahişesi olurlardı.Ama Oira ne bir şifacının hünerli ellerine,ne bir falcının hislerine ne de bir fahişenin cazibesine sahipti.Yetimhanede aldığı derslerde başarılı olamıyordu ve yüzündeki yara nedeniyle tüm çocuklar ondan ürküp onu dışlıyorlardı.Kızıl kahin kralın emrettiği gibi her yılın 3, dolunayı yetim çocukların avuçlarına bakar ve onlara büyüdüklerinde krala nasıl hizmet ediceklerini anlatırdı.Oira yetimhaneye geleli 3 yıl olmuştu ama kahin ,onun minik avuçlarında geleceğini göremiyordu birtürlü.Oira artık umudunu yitirmeye kızıl tanrıça tarafından lanetlendiğini düşünmeye başlamıştı.Birgün anidan kahin onu yanına çağırdı.Nedenin anlamadı Oira,yılın 3.dolunayı değildi.Kahin başka zamanlarda çocuklara görünmezdi.Merakla koca yeşil gözlerini aça aça kahinin odasını gitti Oira.Kahin:diz çökmesini ve avucunu açmasını söyledi küçük kıza.Oira denileni yaptı.Minik eli kahinin ellerinde merak ve endişeyle bekliyordu.Kahin umutsuzlukla baktı kıza yine görememişti oysa tüm işaretler bu zamanın küçük kızın yazgısının ortaya çıkacağı zaman olduğunu göstermişti.Oira sinirlendi .üzüldü ve birden yarası kanadı.Oda eliyle sildi.Avucunun içi kan olmuştu.Tam doğrulmaya hazırlanıyordu ki yaşlı kahin kadın bir kızıl atmaca gibi yeniden küçük kızın elini avucuna aldı.Ve güldü dişsiz ağzıyla.-Savaşçı -diye fısıldadı.Oira anlayamamıştı Kızıldiyarda kadınlar orduya alınmaz hatta silah bile tutamazdı.Zamanla öğrenecekti yazgısını ve anlayacaktı kahin kadının doğru yazgıyı gördüğünü.Tüm bunlar avucunu bakınca aklına gelivermişti birden.
Silkindi sesler artık dahada net duyulmaya başlamıştı.Karların arasında yabancıların silüetleri belirmeye başlamıştı.Gözleri onu yanıltmıyorsa biri elf biri insan kişi vardı ilerisinde.Rüzgarın uğultulu sesi arasında seslerini duymaya çalıştı.Başka bir uğultu daha karıştı sanki yabancıların seslerine büyük bir inildeme duyuyordu.Yabancıların arkasında bu inildemenin sahibi olan gölgeyi gördü.Ne olduğunu kestiremiyordu.Saniyenin bindebiri gibi bi zamanda düşünceler belirdi kızıl kafasında.Yabancılardan biri Elfti.Elflerden korkmazdı Oira,onlara güveniliceğini bilirdi.Elfin karşısındaki insana benzeyen varlık işte o tedirgin etmişti Oirayı.Ama içgüdüleri bu iki yabancının arkasındaki gölgenin daha tehlikeli olduğunu söylüyordu.Baltasının soğuk sapını kavradı ve Ardenin kara tüylerine asıldı.Kızıldiyarın en haşmetli alevyiyeni Arden koca kızıl ağzından bir çığlık salıverdi rüzgara ve iri pençeleriyle karlara aldırmadan ileriye doğru atıldı.Oira baltasını havaya kaldırdı ve Ardenin çığlığına eşlik etti tiz sesiyle.İşte tam o sırada günlerdir uyuyan karnındaki iblisin nefes aldığını hissederek ürperdi.Ürperti iliklerine öylesine işlediki Ardenin sırtından düşmemek için bacaklarını iyice yapıştırdı kara alevyiyene,bir eliylede acıyla yanan karnını tutuyordu ve beklediği an geldi.Kabini kanatan fısıldayışıyla ona korkuların ve acıların en büyüğünü yaşatan sesi duydu içinde.Karnındaki şeytan fısıldıyordu -anneeeee.....
Kendinden geçen Oira güvendiği tek varlığa iyice tutundu tam o sırada ,koca alevyiyen sendeledi ve kızıl gardiyan Oira Ardenin kara tüylerinden ak karların üzerine yığılıverdi.Karnındaki ak şeytan inildedi tekrar ....anneeee....
...............................................................................
Buzda yalnız
Gözlerim yanıyor.
Üşüyorum, hareket etmekte zorlanıyorum Dai nerede...
Bu nasıl oldu en son hatırladığım ses kulaklarımı hala tırmalıyor.Burada bu şekilde ne kadardır yatıyorum ?
Dai..?
Ne oldu... hatıla,düşün, Kirşen bu düşünce denizlerinde boğulurken etrafına bakınıyordu bir şeyler arıyordu gözleri, ona olanları hatırlatacak.
Fırtına...
Yer yarılıyor sanki korku hareketsiz kılıyor ama hala o hissediyor sadece ve o biliyor geleni.
"yaptığın nedir Dai..?
"Bu savaşçı Oira sadece vakit kazandırıyorum bize ıslığım yaratığı Ardeni geçici olara sersemleticek ve bize vakit kazandırıcak bu arada sen sakin ve tetikte ol çünkü bize olanların onunla bi ilgisi olduğunu zannetmiyorum,o da bizim gibi kayıp bu sonsuz görünen diyarda,belki bu diyarın katili,savaşçısı bilemiyorum''
Artık Karşılarındaki ölümlüyü daha net görüyordu kirşen, oria olduğunu söylemişdi dai ona. Şimdi durmamalıydılar teklike çok yakındı ama nasıl anlatabilirdi bütün bu olaylara onun sebep olduğunu sanacaklar o da açıklayamadan hepsi ele geçeceklerdi.Yapması gerekeni yaptı onlarıkendinden uzaklaştırmalıydı bulutlar daha çok bulut gökyüzü karardı nypha kirşeni sardı içisonsuz bir güçle doldu ayakları yerden kesilmiş yükselirken az öteden çatırtının geldiği yerde bir bulut belirdi. Pek çok şekli vardı. bakanı hayrete düşüren şekillere bürünüyor akla gelmeyen yaratıklara bürünüyor sonra yine yok oluyordu. Bu yaratık ne ise gördüklerini taklit ediyor onların formlarını alıyordu. Rahatsız edici olansa dönüştüğü yaratıklar şimdiyedek hiç bir canlının göremiyeceği kadim ve bir o kadarda karanlık varlıklar olmasıydı. Bu düşünce akıllarda bu yaratığın nasıl bir yerden geldiği sorusunun sormasına neden oluyordu.
Fırtına patlamak üzereydi gükyüzü simsiyahtı hava solunamıyacak kadar kalınlaşmış bütün renkleri yutmaya başlamıştı.
Oira bineğini sakinleştirmeye çalışıyordu sanki,
Yoo...
Hayır düşüyor,
"Dai... oira kendine gel.. Orira kalk...Dai... Dai... "Rüzgar her ikisininde isimlerini fısıldıyordu. Dai sesi tanır bir ifade takındı.Bu kirşendi
"Dai, Oira iyimi kendine gelmeli burada durursa ölecek.
Gölge beni istiyor.Onunla savaşamayız kadim zamanların Titan savaşçılarından gücü tahminlerin ötesindedir. Bizi görememesini sağlayacağım bu bize biraz zaman kazandıracaktır. Elinizden geldiğince çabuk ilerleyin izimizi kaybettirmeliyiz.Bunlar son konuşmalardı kirşen yukarıda bulunduğu yerde fırtınanın etkisiyle artık seçilemiyordu.Yavaş yavaş nypha bedenini sardı bedenindeki su yavaşça donuyor vücut ısısı düşüyordu, artık hareket edemiyordu kendini bıraktı. Giderek eriyor fırtınaya karışıyordu, o da artık suydu suda o, bedeni yavaş yavaş kartanelerine dönüşürken içini sonsuz bir özgürlük sardı dai'nin ve oiranın üzerine yağdı onları sakladı.
"Artık heryer beyaz Gücüm tükendi Çok yorgunum daha fazla dayanamıyorum..."
.................................................................................
Uzun zaman olmuştu Dai'nin bildiği bir büyüyü kullanmayalı.Yorucu olan ve yanlış ellerde olursa yapan kişinin ölümüne ve lanetlenmesine sebep olan bu büyünün ismi Dyanhsoule dir.Dyanhsoule;yapan kişinin yaşam enerjisini yapılan kişiye büyü gücü olarak tranfer etmesidir.Çok tehlikeli olan bu büyüyü yaparsa,ki yapıcaktırda 1-2 gün kendisine gelemiyebilir ya da ruhu lanetlenir ve öteki dünyaya gönderilerek insan ortalama yaşı olan 140 yıl alemin her ölen ruhunun bütün acılarını hissetmekle cezalandırılabilirdi.
Asasını sert bir şekilde yere vurur dai,
alır gücünü o bitmez tükenmez gücü,güçlerin gücü karanlıktan ve artık çığırır nehirlerin çoşması gibi Dai gölge dilinden lanetli büyüsünü,çağırır Oirayı asasının yanına,dokunmasınıikonsantre olmasını söyler usulca,ikisi sağ dizlerini yere kırıp eğilirler,büyü etkisini Dai üzerinde göstermeye başlamıştır bile.Cübbesinin altından
zar zor görünen yorgun yüzü,ağzından ve gözünden koyu mor ama parlak bir ışık yavaş yavaş büyüyerek aynı bir balon gibi büyür.Oira durumdan tedirgin olur biraz,fakat konsantrasyonunu bozmamak için, hayatlarını kurtaran Kirşen için gözlerini,derin hafif bir nefes alarak kapar göğe doğru,mor ışık yüzüne doğru süzerek soğumuş terine çarpar esintiyle.Bu yoğun büyüden dolayı elleri titreyen Dai yavaş yavaş yukarıya doğru,mor parlak ışığın ortansında yarı boyuna kadar yükselmiş dainin daha fazla yükselmemesini Oira sağlamaktadır.Balta tutmaktan nasır tutmuş soğuk,güçlü eliyle.Bunu hisseden Oira dahada sıkı tutar gözlerinide sımsıkı yumduğu gibi,,,,,,,,
''f..,,,E...,a,...N,o....r''
Herşey birdenbire bittiğinde,
mor ışık aldığımız nefesle eriyip gittiğinde
ve Kirşen mor parlak ışığın içinde yarı baygın bir şekilde oluştuğunda,
acı ve kısık bir sesle söylediği son sözü buydu Dai'nin ''feanor''du
asasıyla yere doğru sert ve bilinçsiz bi şekilde yığılır Dai
bir eli hala direndiğinde göğe doğru titreyerek,artık o elde düşmüştü Dainin paçavradan cübbesine.Kirşen yerde hafifçe boynunu yana çevirir gözleri kısık bir şekilde yanına yığılan Dai'ye.
Şimdi ise sadece Oira,Oiranın sadık dostu Arden ve Kirşen'in yorgun diyarın sessizliğini yaran nefesleri kalmıştı.....
..............................................................................
Havada her zamankinden farklı bir ışık huzmesi ve buzul dağlarının ötesinde onun Tuzak Vadisi olarak adlandırdığı vadide farklı bir şeyler olduğunu hissediyordu Buzul Prensesi Mia.
Bu ses sanki çığ düşmesi gibiydi…Gözlerini kapattı ve derin bir nefes çekti içine, havada farkı bir koku vardı.Hissedebiliyordu, buralar onun krallığıydı ondan daha iyi de kimse bilemezdi.
Uzun zamandır hatta doğduğundan beri buralara yabancılar uğramamıştı, şimdi neden yolları buraya düşsündü ki?Yoksa onun varlığından haberdar mı olmuşlardı?Korkuyordu ama o bir savaşçıydı ve er geç bir gün onu yalnızlığa mahkum edenlerden bunun hesabını soracaktı ama daha değil…içinden bir ses yıllardır’’ daha değil’’ diyordu.’’Acaba şimdi mi’’ diye geçirdi içinden.
Bazı insan üstü özellikleri olduğunu fark ediyordu zaman zaman ama belkide böyle düşünmesine sebep yaşlı Bertinyandı.
Güçlerinin bazılarını kullanmaya başlamıştı ama neler yapabileceğini sınırlarının ne olduğunu henüz bilmiyordu. Ondan başka kimse yoktu ki farklılıklarını kıyaslayabilsin. Nihayetinde o da bir insandı!
Onun yaşaması ve soyunun devam etmesi için yaşlı Bertinyan hayatı ile ilgili konularda pek konuşmuyor krallıktan ve sırlardan hiç bahsetmiyordu. Bertinyan hep ’’zamanı gelince Prensesim’’ diyordu…
Karların buzullara dönüştüğü bu soğuk bölgede doğmuştu daha o çocukken halkı ve Krallığı saldırıya uğramış nefes alabilen tüm canlılar korkunç bir ırk tarafından yok edilmişti. Ve o ailesi tarafından güvenli bir yere götürülmek üzereyken saldırıya uğramışlar Mia ortalıkta bir çift üstün özellikli kızak köpeğine yüklenmiş sepetiyle ve sepetin arkasında gözleri bağlı bir kutuda ona eşlik eden eşsiz Buz Pençe ile sanki kaderini yaşıyordu. Ufacık ve çaresiz gözleriyle izlediği vahşeti şimdi anca bitmeyen kabuslarında hatırlayabiliyordu. Eğer kızılkıyametin ortasında kızağı ve köpekleri usulca saklayan Kralın son savaşçısı olan Bertinyan olmasaydı Buzullar Ülkesi hepten sessizliğe gömülecekti.
Tuzak vadisi…Krallığın savaşının başladığı yer oraya bir kez gitmişti ama oradaki varlıkların kokusunu duyuyordu,oraya gitmeliydi.
Bir çift kızak köpeği artık bir sürüydü yıllarla birlikte ve bu sürü ile olan muhteşem arkadaşlığı Miayı Savaşçı bir Prenses yaparken karların üzerindeki kızağı kavrayışıyla sanki uçururcasına hareket ediyorlardı.Rüzgarda dalgalanan sarı saçları ve sert bakışlı gözleriyle kendinin ve yeteneklerinin bile farkında olmayan savaşçı Prenses vadiye uçarcasına gitmeye koyuldu Bertinyana haber vermeden.
Nur Sibel Kocaerkek
............................................................................
Yüce gönüllü büyücü şimdi karların arasında yatmakta cansız bedeni, elf karların arasından doğruldu ruhu acı içindeydi yanıbaşında yatmakta olan fani onun için feda etmişti kendini içi acıyordu neydi onu bu hale getiren karanlık büyü,
artık bir önemi yok o öldü.
Yerden kalktı elf, Dai'nin yanına geldi eğilip elini avcuna aldı. Buz gibiydi cansız bedeni ama bir gariplik vardı, ölümü tanırdı kirşen ne kadar sevmesede onunla yaşamayı'da öğrenmişti o bir elf'ti yıllar onun üzerinde ezici olamıyordu ölüm onu almaya gelemiyecekti elf'ler sadece nypha'nındır.Ruhları evrenin büyüsünü besler ölümün karşısında aciz hissetmezler ölüm yoktur onlar için. Çok fazla tanık olmuştu yaşamların kayıp gittiğine, karanlık gelir zebanileriyle heryeri sarar, ölünün ruhu şok içindedir öldüğüne inanmaz taki onları görene kadar...
Yüce nypha ne acı..
O ses...
ve karanlık yakalar acı içindeki ruh'u bedeninden koparır en acı vereni budur ruh ayrılmak istemez bedenden ama mecbur kalır ve karanlık...
yaşam sona erer...
Ama bunlar olmadı dai için, o henüz karanlığa karışmadı...
Oira ona yaklaştı, sorgular gözlerle bakarak.
"Hala burada" dedi kirşen
"Onu henüz alamadı ama bilemeyiz ne olacağını beklemeliyiz"
.........................................................................
İçi Karmakarışık duygularla kaplıydı buz gibi soğuk hava yüzüne vururken. Vadinin en yüksek ve en güvenli yerinde güvenli bir alanda yaşarken bir anda verdiği kararla kendini tehlikeye atmıştı. Karşılaşacağı her ne ise onunla yüzleşmeye hazır hissetti kendini Mia.
Doğa üstü yeteneklerini gizli gizli kullandığını uzunca bir süredir Bertinyandan saklamış ve şimdi bunun kendisi için bir fırsat olduğunu düşünüyordu cesaretinin doğrultusunda.
‘’En fazla ne olabilir ki ya bir hayvan, ya da belki yolunu kaybetmiş insanlar. Soyumuzu yok eden o cani yaratıklar olamaz!Yüce güç ne olursun orada birileri olsun.’’
Mia umudunu kaybetmemeye çalışıyordu, içinde bir umut ve heyecan vardı kendini ve geçmişini bulacağına dair yoksa tek başına mı kalmıştı bu kör edici buz diyarında?
Yıllardır Bertinyanın anlattığı her şey bir masalmıydı?
‘’Yooo her şey gerçek ve hatta rüyalarımda’’ Soyundan olmasa da ona benzer birileri olmalıydı! Ona güç veren farklılaştıran bu özelliklerle bezeli başkaları, belki de yapayalnızdı.
Düşüncelerden sersemlemiş bir haldeyken uzakta bir şeyler olduğunu fark etti.
‘’Hayvan olamazlar, daha yakınlaşmalıyım ama ya beni fark ederlerse?’’
Yabancıların niyetlerinin ne olduğu ne için burada oldukları ve ne yapmak istedikleriyle ilgili hiçbir fikri yoktu. Krallığın en değerli hazinesi Bertinyana olduğu kadar ona da emanetti artık Buz Pençeyi yabancıların ele geçirmesini istemezdi. Bazen bir kuşun neden bu kadar değerli olabileceğini de anlayamıyordu ama Bertinyanın anlattıklarına inanmalıydı. En azından ailesinin hatırına . Aslında her şeyin doğru olduğunu seziyordu ama sırlar onu deli ediyordu.
‘’Her şeyi bir anda anlatsa ne olacak sanki? Bertinyan neden benden bir şeyler saklıyor?
Köpekler daha hızlı koşmaya ve hedefe yaklaştıklarını hissedercesine havlamaya başlamışlardı.Mia bunu hiç hesaba katmamıştı.Daha önce köpekler hayvanlar dışında bir şeyle de karşılaşmamıştı! Artık onu kesin fark edeceklerdi.Kalbi o kadar hızlı atmaya başlamıştı ki göğüs kafesi yerinden fırlayacak gibiydi.
‘’Bu sesleri fark etmemeleri imkansız,ya beni bulmaya geldilerse, Bertinyan, Buz Pençe, Sevgili köpeklerim beni affedin!…
N.Sibel Kocaerkek
..........................................................................
*anneeeeee*Oira karnındaki şeytanın korkunç fısıltısını tüm bedeninde hissetti.İçi acıyla kavruldu.Ardeninde sendelemesiyle elinde baltası karların üzerine düştü.Gözleri karardı.Karanlıkta şeytan tekrar seslendi ona *anneeeeee ben yaşıyorummm,bi parçanım senin,aldığın her nefesi hissediyorum* Ak karların üzerinde koyu karanlığın en derinindeydi Oira.Kendinden geçmişti.Ak şeytan yaşıyordu hala içinde.Kızıl tanrıça yakarışlarını duymamış işlediği büyük günahı affetmemişti.
Düştüğü derin karanlıktan Tüylü dostu Arden uyandırdı onu ıslak burnuyla.Koca yeşil gözlerini acıyla araladı ve kısa süren ama ona yıllarmış gibi gelen baygınlığı sırasında etrafta neler olup bittiğini anlamaya çalıştı.Yabacıların yanındaydı.Uzun boylu zarif elfi göremedi.Cüppesinden büyücü olduğu anlaşılan insanoğlu ona asasını tutmasını söylüyordu.Oira bu karmaşaya anlam veremedi ama yineden denileni yaptı.Oira kendi halkı dışında insanlara güvenmezdi.Özellikle cüppesi olanlara.Bir insan paçavranın ardına bu kadar saklandığında mutlaka gizleyecek bişeyleri var demekti.Kendinden biliyordu Oira bunu, o da cüppesiyle koca karnını ve içindeki laneti saklamaya çalışıyordu.
Oira savaşlarla geçen hayatı boyunca bir çok yaratık tanımış bir çok yaratık katletmişti.Ama insanlar kadar zarar verenine rastlamamıştı.
Dai adlı büyücü anladığı kadarıyla elfi geri getirmeye çalışıyordu.Bilmediği bir lisanda bişeyler söyledi Dai asasını sıkıca yere vuruken ve heryerinden mor ışıklar çıkmaya başladı.Oira seyretti onu.Korkmadı.uzun zamandır korkunun bir tek anlamı vardı onun için o da içinde büyütmekte olduğu ak şeytandı.İçideki fısıltı büyümeye başladı yine.Kulaklarını kapamak istedi ama bunun işe yaramayacağını biliyordu.*anneaaa acıktımmm..anneaaaaa besle beniiiii..anneee doyur beni kanınla...*vücudundaki tüm kanın çekilmeye başladığını hissetti.Gözlerinin yeşili beyaza dönüşmeye başladı.Çığlık atmak istedii.Ona yapma demek istedi..Ama bir faydası olmazdı bunun.
Bu karlı bilinmez diyarda,ayazın ortasında tanımadığı bir elf ve cüppeli bir büyücünün yanındaydı,bir elin destek verdiği büyücünün asasında diğer eli karnında acıdan çığlık atmamaya çalışarak yeşili beyaza dönmüş gözleriyle göye bakıp dua ediyordu.*kızıl tanrıça akıt kanımı ve al beni yanına*.....
................................................................................
Büyük dehşet verici bir sesle birleşti ve kabusların,acıların,günahların karışmasıyla zifte dönen denizin sahibi günahların sahibi Tranlin ortaya çıktı.Çok güzel kara bir Kedi olan bu sahibin görüntüsüne aldananlar şimdi bu ziftten denizin dalgalarına karşmışlardır bile tüm acılarıyla,bedellerle.Zİftten Denizin üstünde ağır adımlarla dainin yanına yaklaşan KaraKedi Tranlin gözlerinin içine bakar Dai'nin ve sorar.
''2 seçeneğin var ya benim denizime kendi rızanla acısız bir şekilde karışırsın ya da savaş benimle beni yenersen diğer diyardaki bedenine çıkmana izin veririm''.Dai
''Rızam savaştan yana burdan gitmemi gerektiren buysa eğer''der.
Tralin'se
''Asil bir cevap ama bu acılarını hafifletmiyecek biliyosun,talihsiz Dai gerçi biliyorum sen çoktan acıların en kötüsüne çarptırıldın ama yinede elimden gelen en iyi,en geç en acılı işkencelerimin senin olması için uğraşacağım,bana dua etmelisin belki diğer acını unutabilirsin böylece ama inan kaybediceksin kendini Dai çünkü içindeki o ufacık umudu hissedebiliyorum bu onu bir gün bulacağının umudu ve bunu senden alacağı.Benim zift denizimin üstündeki zavallım,unutucaksın''.Büyük bir acıyla sarsıldı beyni sanki sıkışıtıyordu,eziyordu kafatası sanki onun elindeydi.
''ahhhh..!ama karşımda sadece çok güzel bir kedi duruyor ya oturuyor ya da yalanıyordu sevimli patileriyle gözleri hep benim gözlerimdeydi ama neyse öldürmeliyim ıhhhhh..!!olmuyor neden,güçlerim yok kullanamıyorum adaletsizlik buuuu....!Adi tralin bana nasıl bir oyun oynuyosun....
''Çok hoşuna gidicek Dai bu oyun,güven bana.Şimdi sıra gözlerinin bana acı hakkını vermesinde miyaaauuuvvvv....!''Ziftten deniz Dainin acı dolu çırpınışlarıyla çalkalanıyordu her bi tarafa o ağır zift dağılıyordu.
''Bir bilmecedeyiiim ahhhh...!,gözlerim,gözlerim...!''Dai acıyla dibe dalar denizin onun gözlerini açmamasını dürtüsüne,refleksle karşı gelerek açar ve nedensizce dibe doğru yüzer.İşin ilginç tarafı dibe daldıkça ağırlaşması gereken dibin hafiflemesi olmuştur.Daha hızlı kulaçlarla dibi dalmaya çalışır,esrarlı dibi görmeye başlar sona yaklaşmaktadır ve,,,,
göktedir evet çok önce gördüğü gökteki zift denizindedir ve KaraKedide aşağıdaki denizden ona bakar ama bu sefer daha esrarengiz ve tedirgin.Birden''Hoşgeldin Dai'' diye bir ses kulaklarını acıtır,ve akkedinin gerçek görüntüsü karşısındadır çünkü aşağıdaki akkedinin gökziftdenizinin yansımasındadır gerçeği ve daide artık ordadır.Tralinin gerçeği zifttendir karabasana benzer tek bir farkla formsuz boynuzları,dişleri,gözleri ve elleri çatlamış lavdandır.1.testi geçmiştir yansımayı çözmüştür Dai ama hala işkence altındadır Tralinin avuçları arasında fakat değişik bir durum daha vardır güçlerini hisseder Dai ve hemen lanetli korkusunu salar büyüsüyle Traline,sersemlemiş ve şaşırmış Tralin hamlesini tam yapıcakken karanlık kapsülden enerjisini yollayan Dai onun gücünün etkisinin yavaşça yok olmasını izleyecektir,Tralinin her saldırışında bi o kadarda gücü gidecektir çünkü,canı çok yansada dai'nin Tralinin darbelerine dayanmak zorundadır.Tam dur derken Dai,gücü tükenmek üzere olan Tralin'e,gözünü kırpma ve açma anında karşısında Kirşen ve acı çeken Oira vardır,bedenini geri kazanmıştır....
............................................................................
Dai tirtir titriyordur. Vücudu zayıf düşmüş ve kendini yorgun hissetmektedir.
"ısınabileceği bir yere gitmeliyiz biraz dinlenmeli kendine gelmeli."
oira yüzündeki acıyla ona bakmaktadır.O da istemiştir dinlenmeyi ama burası değil daha güvenli bir yerde...
Kirşen Dai'nin yerden kalkmasına yardımcı olur. Yaşam onu ele geçirmiştir ama gözleri hala donuktur.
Ufku tarar Kirşenin gözleri gelirken gördüğü kanyonu arar beyazın içinde bir karaltı görür uzakta onlara yaklaşan.
Oira'yı uyarır bakması için ölümlünün gözleri için biraz fazladır uzaklık, secemez tam olarak...
................................................................
Geri dönüşü olmayan bir yolda gibi hissediyordu kendini, kaderinin bir oyunumuydu bu yol yoksa bir tesadüf olabilirmiydi?
Zarif yapılı yabancıyı farketti ilk önce sonra birkaç kişi daha ve yerde yatan paçavralar içindeki biri daha, köpekler havlamayı kesmiş sanki huzursuzlukları kaybolmuştu.
Mia ya ilk kez itaat etmiyorlardı. Kızağı yavaşlatma çabası boşunaydı. Uçarcasına yanlarına geldi yabancıların, önce ince yapılı ayaktaki adamla göz göze geldi. Belli ki kızağın hızı onları rahatsız etmişti. Belki düşmanca bir tavır olarak algılamışlardı.
Son derece zarif bu yabancı onda iyi bir izlenim bırakmıştı ilk anda ona zarar vermeyeceklerini hissetti bir an ve ‘’burada ne yapıyorsunuz?’’diye sordu.
Yabancının gözlerinde yorgun bir bakış ve çaresizlik vardı. Sanki bebekliğindeki o katlediliş anındaymışçasına içi ürperdi birden. İçinden bir ses ona ‘’yardıma ihtiyacımız var’’ diyordu. Bir an duraksadı bir şey mi dediniz? Yabancı hayır dercesine başını salladı.
Sanki gözlerle anlaşıyorlardı. Aralarında gizli bir dil varmışçasına onun ne istediğini anlar gibiydi.
Onların güvenli bir yere gitmek istedikleri her hallerinden belliydi. Hepsi yorgun ve çaresizce birbirlerine bakıyordu, ‘’onları da yanımda götürsem?’’diye iç geçirirken birden daha önce duyduğunu sandığı ama ne olduğunu anlamadığı bir fülüt sesi duyuldu yaşadıkları buz dağlarının tepesinden.
Bu büyülü ses onu yine bebekliğine götürmüştü, korkunç sahneler gözünün önündeydi.
Ama hayalle gerçeği karıştırdığını sandığı bir anda Rüzgar hissetmeye başladı, yüzüne vuran soğuk rüzgar ona bir şeyleri getiriyordu sanki. Gelen ne ise kalbinin derinliklerinde korkusu kayboluyordu. Vadiden önce gölgesini fark ettiği sonra bütün ihtişamı ile ona doğru süzülen dev bir kuştu bu!
Neler oluyor? Yabancılar belli etmemeye çalışsa da onlarda ürpermişti.
Kuşun gücünü içinde hissediyordu. Dev kuş çığlıklarla ona yaklaşırken cesareti ile mantığı savaşıyordu.
’’Benden ne istiyorsun’’
‘’Sana yardıma geldim Prensesim’’
Mia bir kez daha kendi kendisiyle konuşmaya başlamıştı. Beynindeki bu sesler nereden çıkıyordu?
‘’Ama benim yardıma ihtiyacım yok ki’’diye geçirdi içinden
‘’Bertinyan beni yolladı Prensesim’’
Mianın gözleri dolmuştu, bir an şaşkınlıktan ne yapacağını bilemedi, kalbi yine deli gibi çarpıyordu.
Fülüt sesiyle yaklaşan devasa bir buzdan yapılma heykele benzeyen beyaz şahine bakmaktan kendini alamıyordu. Bu kusursuz kuş yoksa onun Buz Pençesimiydi?
Masallar gibi dinlediği her şey gerçekti. O Krallığın hazinesi Buz Pençeydi. İşte beklediği mucize olmuştu!
Birbirlerine kalpten bağlı olduklarını hissetti bir an. Onu hissedebiliyordu, onu duyabiliyordu.
‘’Neden şimdi geldin Buz pençe’’
‘’Sadece başınız dertte olduğunda ve siz çağırdığınızda gelirim Prensesim’’
Mia hayatında hiç bu kadar sevinmemişti. İçi ümitle doldu. Ve yabancıları orada kaderlerine terk etmek istemedi.
‘’Buz Pençe bu yabancıları ve beni eve götürebilir misin?’’
‘’Siz nasıl isterseniz Prensesim’’
Dev duş sakince buzun üzerine indi ve buz beyazı kanatlarını iki yana açtı başını öne eğerek. Sahibini ve yabancıları beklemeye başladı.
Bir an yabancılarla göz göze gelmişti. Korku dolu endişeli bakışlarla ona bakarlarken ‘’Benimle gelin lütfen sizi güvenli bir yere götüreceğim’’ dedi.
Yabancılar çaresizce bu durumu kabullenmekten başka çareleri olmadığını anlamışlardı. Şu an için en güvenlisi buydu. Mianın ne olduğunu anlayamamışlardı. Bir büyücü mü? Yoksa bir Elf mi?
Mia bile neler olduğunu ve ne olduğunu anlayamamıştı. Önce yerde yatmakta olan arkadaşlarını taşıdı yabancılar Buz Pençenin sırtına ve bu eşsiz kanatlara tutundular.
Mia köpeklerine seslendi.
‘’ Eve dönüyoruz.’’
Kızak bir anda hareketlendi ve köpekler uzaklaşmaya başladı.
‘’Gidelim buz Pençe!’’
Eşsiz beyaz kuş büyülü bir şekilde onları sarsmadan havalandı. Gittikçe yükseldiler. Mia kendini tutamadı ve ilk kez bu kadar yüksekten gördüğü vadide süzülürlerken izlediği büyülü manzara karşısında ailesinin ona neden Buz Pençeyi miras olarak bıraktığını anladı birden ve buz gibi esen rüzgar karşısında yanaklarından sıcak yaşlar süzülmeye başladı.Tuzak Vadisi ona hiç bu kadar güzel gelmemişti.Fülüt sesinin geldiği yere doğru süzüldüler…
.............................................................................
Herşey dahada karmaşıklaşıyor.
Düşünceler düşünceleri kovalar uzun uçuşta, bu diyarı yukarıdan güvenle seyretmek bir nebzede olsa iyi gelmiştir onlara. Buz pençe inişe geçtiğinde uzaktan farkedilmesi sonderece zor mekana uyum sağlayan buzdan yapılmış bir binayı farkederler.
Kartal onları hiç sarsmadan yere indirir, Kirşen bu güzel uçuş için kartala teşekkür eder. Dev kuş başını eğer ve tekrar yükselir. Havada süzülen kartalı seyrederlerken Mia'nın sesini duyarlar onlara sesleniyordur.
.........................................................................
Yeşili beyaza dönmüş gözleriyle kızıl tanrıçaya yalvaran Oira acıdan ve üzüntüden kendinden geçmiş bir haldeydi.Uzaktan gelen köpek havlamaları onun bulunduğu bu kara düşten çıkmasını sağladı.Bir yabancı daha geliyordu uzaktan,bir kadın,köpeklerin efendisi miydi yoksa bu gelen?...yabancıya karşı duyduğu kuşku onun gerçek dünyaya dönmesini sağladı.Kanındaki adrenalin yeşil gözbebeklerini geri getirdi.kendi cinsinden birinin bu soğuk beyaz diyarda ne işi vardı?
Oira ayağa kalktı ve cübbesinin altından usulca baltasının soğuk sapını kavradı..Kısa zaman içinde önceleri hiçbir canlının yaşamadığını düşündüğü bu bilinmez diyarda bu gördüğü üçüncü yabancıydı.Bir elf,bir büyücü ve şimdide bir prenses...Beyazlar içindeki prensese acı ve tiksintiyle baktı.Beyaz kraliyet giysileri içinde son gördüğü insan aklına geldi.Ak prensss...Acılarının,günahlarının ve içindeki ak şeytanın nedeni ak prens...gözlerini acıyla kıstı beyazlar içindeki prensese bakarken..Bakti ve içindeki korku huzura dönüştü bi an için...Prenses öyle zarif öyle güzeldi ki..narin bir kardelen gibi mavi gözleriyle onlara endişeyle bakıyor sanki onları yaklaşan bir tehlikeye karşı uyarmak istiyordu...
Yinede kavradığı baltasından çekmedi elini..Ak prenste gördüğü en güzel yüze en güçlü sese sahipti ama ölüm getirmişti ardında.Ak prens...içindeki şeytanın babası aşık olduğu,inandığı kendini verdiği tek adam..Kızıl diyarın kasabı,annesi, babası ve binlerce kızıl koylunun katili...Tüm bunları düşünürken içindeki şeytan kıpırdandı..acıyla karnını tutan Oira,prensesle gözgöze geldi...Bi an için beyazlar içindeki bu zarif kadının acısını anladığını hissetti..Gözleri yaşla doldu...Elinin tersiyle gözlerini silen Oira,güçlü bir rüzgar hissetti ensesinde.Dönüp arkasına baktığında inanılmaz büyüklükteki buz renkli kuşu gördü.İri kuş etrafına ışık saçıyordu sanki.Yoksa bu ışıldayan varlık bu ıssız diyarın tanrısı mıydı?Prensesle cıvıltılı sesiyle konuştu dev kuş.O zaman anladıki prensesin uşağı ya da gardiyanıydı bu varlık.Köpekler havlayarak uzaklaşmaya başladılar,arkalarından koca alevyiyen Arden katıldı onlara.Oira Kirşene baktı,elf onaylayan bir ifadeyle başını eğdi.Yorgun düşmüş Dai yi taşıdılar önce beyaz kuşun sırtına.Oira kuşa binmesi için ona yardımcı olmaya çalışan zarif elfin elini kabaca itti.Savaşçı Oira kendi başının çaresine bakardı hep.
Bu yabacılar cüppesinin altında sakladığı karnını ve içindeki tehlikeyi farketmişler miydi?Ak kuş prensesin emriyle kanatlandı...Soğuk kar rüzgarı Oiranın cüppesini dalgalandırdı.Rüzgarı çekti içine iyice.Bu yükseklikten daha da beyzadı sanki heryer.Ak kuş bulutları ışıldayan kanatlarıyla yarıyordu .Soğuğu çekti içine bir kar masalında gibiydi .Sarsıntısız huzurlu bu uçuş sona erdiğinde,buzdan görkemli bir yapının önüne indiler.Prenses binanın önünde durmuş onları çağırıyordu.Oira tam ona doğru yürümek üzereydiki soluğu kesildi birden.Tüm vücudu titredi duyduğu şeytani fısıltıdan.Şeytan fısıldamaya başladı tekrar-anneaaaaaa.....o ak kadın bana zarar vericek...o güçlüüü...HAyır diye çığlık attı Oira..Şeytan fısıldamayı sürdürüyordu.-anneaaaaa ak prensin tek evladına zarar vericek o kadınnn..prensesi yolumuzdan kaldırmalıyıss anneeaaaa....Hayırr dedi Oira ..bu sefer olmaz..bunu yapamam..ellerine bak anneaaa...canlanmak için kana ihtiyacımız var...
Oira yere çöktü ellerine bakıyordu...bu sefer olmaz diyordu...yapamam...ve beklediği emir geldi..ÖLDÜR ONU...PRENSESİN KANINI AKIT ANNEAAAAA...BİZİM İÇİN YAP BUNU...YOKSA ONUN YERİNE SENİN KANINLA BESLENİCEMMM...Oİra kanını çekilmesiyle yere yığıldı titremeye başladı..Yeşil gözleri bembeyazdı...
....................................................................
Bertinyan’ın çaldığı fülüt Buz Pençeye yol göstermişti. Evlerine dönmüşlerdi. Buz Pençe tüm asaletiyle yine kafası önde kanatları iki yana açık bir koruyucu gibi Mia ve yanındakilerin inmesini bekledi.Ve onlar indikten sonra Buz Pençe tekrar gök yüzüne havalandı.
Yolculuk sırasında Kirşen’in dostça bakışları mia’ya doğru bir şey yaptığını hissettirmişti. Ama Oira’nın kendini ve bakışlarını saklayan bir yanı vardı sanki.
İlk kez kendini güvende hissettiği sarayına birileri ayak basacaktı ve bu Mia da hem heyecan hemde miğdesine ağrılar girmesine neden olan bir hisse neden oluyordu. Bu kadar kısa bir zaman diliminde ard arda yaşadığı şaşkınlığın sebebiydi bu belkide.
’’Bunları düşünmemeliyim şimdi’’ diyordu içinden ama yıllardır ona babası gibi bakan ve sözünden çıkmadığı Bertinyanın hiç ummadığı bir anda başına açtığı bu durumun iyi olacağına inandırmalıydı onu ve tabi kendini de.
Buz Pençe nasıl olmuştu da devasa bir kuşa dönüşmüştü? Sorulacak o kadar soru ve öğrenilecek o kadar çok şey vardı ki onun için ne soracağını, hangisinden başlayacağını bile bilmiyordu. Kafası karmakarışık olmuştu. Her zaman hislerinden emin olan Prenses değildi artık Mia.
Bertinyanın çatık kaşlarını gördü ilk önce.
’’Prensesim böyle bir şeyi kendinize nasıl yaparsınız hiç anlamıyorum Tuzak Vadisi bize yasaklanalı yıllar oldu!’’
‘’Bertinyan yardıma ihtiyaçları var lütfen bize yardım et!’’
‘’Kim bunlar dost mu düşman mı daha onu bile bilmiyoruz’’Bertinyan’ın şüpheci sözlerinin doğruluğu su götürmezdi ama Mia konuyu kapatmak için;’’Sonsuza kadar burada tek başımıza saklanamayız Bertinyan sadece güç toplayana kadar kalacaklar söz’’
Bertinyan uzaktan yaklaşan kızağı fark etti köpekler son hız eve geliyorlardı ve arkalarında bir şey daha!
‘’O yaratıkta nedir Mia?''
Oira tıslayan bir sesle’’O Arden benimle merak etmeyin!’’
Mia konuklarına yol göstererek’’Lütfen bu taraftan gelin hava soğumaya başladı ,bir an önce ısınmalısınız.’’
Bertinyanın içine iyice kuşku düşmüştü. Sessiz sakin saray kalabalık…hatta çok kalabalıktı artık.Miayı korumak zorlaşacaktı.’’Artık zamanı geldi ‘’dedi içinden.
‘’Prensesim konuklarınızla siz içeri geçin benim biraz işim var köpeklerle ve Buz Pençe ile ilgilenmeliyim daha sonra ben sizin yanınıza gelirim!’’
Buz Pençeye ve köpeklerle gözden kayboldu. Uzaktan fülütünün sesi geliyordu. Bu sefer fülütten çıkan sesler daha değişikti.
Mia Bertinyan’ın bu fülütü daha önce hiç çalmadığını fark etti.
O gece yemekten sonra herkez odalarına çekildi. Konuklar sarayın kuzey cephesindeki odalara yerleştirilmişti Bertinyan tarafından Mia ve Bertinyan ise Güney cephesindeki odalarında Mia uykuya dalmış Bertinyan ise bir süre uyumamaya karar vermişti. Artık Bertinyan’ın hazırlıkları tamamdı!
Bir süre sonra Kızıl bir alev belirdi karşısında onu istiyordu. Mia çok korkmuştu, kurtulmaya çalışıyordu ama bu iblise benzer şey ona tıslayarak ’’Senin kanınla Besleneceğim’’diyordu.
Bertinyan Mia’nın çığlık sesini duydu hemen yanındaki odasından. Koşarak yanına gitti .Loş odada korku dolu gözlerle ona bakan mia ve odayı aydınlatan yağdanlıktaki titreyen ışıktan başka hiçbir şey yoktu.
‘’Kabus bu korkma Mia’’
‘’Sevgili Bertinyan daha önce de kabus gördüm ama bu çok gerçekti. Gerçek olduğunu sandım!’’
‘’Prensesim konuklarınız iyi niyetli olabilirler size zarar vermeyebilirler ama biz yinede dikkatli olmalıyız.’’
‘’Rüyalarınız gerçek olabilir’’
Bertinyan beline sardığı kuşaktan bir kitap ve karanlıkta belli olmayan bir şeyler çıkarttı.
‘’Sizin için bazı şeyler getirdim bunları iyi koruyun ve bu kitabı bu gece okuyun sabah olduğunda her şey değişecek ve size artık kimse zarar veremeyecek!
Elini cebine götürdü ve ışıldayan bir meleğe benzeyen bir koyle çıkarttı.
’’Bu annenizindi onu hep korudu artık sizi koruyacak bunlar Krallığın ve ailenizin bilmediğiniz hazineleri.’’
İyi geceler dileyerek sessizce uzaklaştı.
................................................................................
Şimdi bu sarayda misafirdi.Yorgunluğundan dolayı yol boyunca sadece dinledi ve gözlem yaptı içgüdülerine dayanarak.Hileyle dolu olmayan sessizlik hissedilemez,çünkü nefesi tutulmuş hileli bi sessizlik uğursuzluk ve yalanı fısıldar,yanlışa sürükler bunu biliyordu.Bu huzur veren sessizliğin fısıltılarıydı,doğanın bir parçası olduğunu kabul eden nefesi,fısıltı olarak kulağına:Kirşen'in muallakta,Mia'nın gizemli,hırslı ve çabuk öğrenen güçlü bi öğrenci edasında,Oira ise çok güçlü ama geçmişinin verdiği tedirginliğinden kopamadığını hissedebiliyordu.
Geceydi tam olarak hakedilmiş gücü yerine geldiğinde Dai'nin.Devasa sarayın güzel konuk odasında,hafifçe sarsılmadan yerinden kalkıp,kenarları işlemeli pencereyi açtı.Ödünç olarak derin bir nefes çekti içine,sonra doğanın bizlere sunduğu nefesi geri verdi,İlk derslerden biriydi bu Doğaana'nın biz yaşayanlara,paylaşmak bir nefesi bile.Fakat bizler yaşayanlar tamahkar insal olarak bunu unutuveririz diye düşündü Dai.
Sağa doğru kafasını çevirdiğinde bir yansıma gördü.Yansıma gittikçe belirgin bir kızıla dönüyordu ve belirginleştikçe,odanın içide kendini ele veriyordu ki bunun Mianın odası olduğu aşikardı.Ama uyuyordu Mia.Üstelik bu kızıl ateş cehennemin çıkış kapısındaki lavdan yaratılmış koruyucularına çok benziyordu.''Gözlerim beni yanıltmıyorsa.Fakat neden ve nasıl burda olabilir?''Kayboldu birden koruyucu olan kızıl alev, mianında kalkmasıyla bir olmuştu kaybolması.''Zavallı çok korkmuş olmalı gözlerinden belli,ve fırlayışından... hımmm..!''Hemen pencerinin kenarında,arkasında tekrar oluştu kızıl rengini kısarcasına miayla yanındakine bakıyordu.Dai hemen Htermin'i çağırdı elini yere doğru açarak.Çünkü belliki bu kızıl lavdan bela bir yere gidiyor gibi görünüyordu.Acaba nereye??
''gel htermin,,,,gel,hemen görünmez ol,olki seni farketmesin,sakın farkedilme avına ağır ağır yaklaşan yılan gibi ol ama avlama h-termin çünkü seni anında yok eder,çok güçlü bu kızıl bela,,,,,sesini bile duyması yeter,farkedilmemek için karanlık ve gölgeyle bir ol htermin,gözlerim ol ve onu takip et''
Htermin çoktan takip etmeye başlamıştır ama zaten buraya doğru geliyodur kızıl alevden koruyucu.Hemen saklanır Dai ama hemen yanındaki odaya girmiştir bu alev.Hterminde kapıdan çıkarak hemen yanındaki odaya gider evet bu Oira'nın odasıdır.Gözlerini kapatan dai konsantre olur hterminin gördüklerine ve duyduklarına.Ama oira uyuyodur üstelik uykuların şahı ve en tehlikelisi dip uykusundadır.Peki kimle konuşuyor bu kızıl koruyucu?Ve neden Oiraya bakıp konuşuyor?Emriniz yerine getirildi yeni görevimi sabırsızlıkla bekliyorum,benim merhametli acıyan efendim,varlığım sizindir nedenim gibi,,,efendim,efendimiz''
Peki kimdi efendisi??Olsa olsa cehennemden birisi bu,ama bi koruyucu bu aleme niye gelsin??burada ne işi var?Aniden mum alevinin en dibindeki mavi renge dönüşür tam Oira'nın üstünde,yatağın şeklini alan bu koruyucu yavaş yavaş oiranın üzerine çökerek söner.ama Dai'nin kafasındaki sorular gittikçe yükselir.''Sahibi Oiramıydı acaba??Kaldıki neden sesini duyamadık efendisinin?Belkide Oiranın ruhuna sahipti ya da ruhunu mu satmıştı Oira?karşımızdaki Oiramıydı yoksa yanımızdaki mi?....Htermin geri dön''
Odadan süzülerek çıkar htermin ve dainin yanına gelir.
''Odamda kal Htermin aynı görünmez formunla,sende hissediyorsun değilmi??Çok büyük bir sorun bizi bekliyor gibi,hissettiğini biliyorum benim korkutucu ama sadık dostum Htermin uyumam lazım,gördüklerimizden sonra buna ihtiyacımız var,burda kal''.......
Uykuya dalar Dai hterminin verdiği güven sayesinde fakat dalar dalmaz rüya aleminin içindedir,neden bu kadar çabuk pek,kavrayamaz ama uyanmazda.Ormanın içinde nefes nefese koşar ya da kaçar görür kendini.Ağırdan sesleri farkeder ve gittikçe sağırlaştırır Dai'yi nedeni tek vuruşlu davulun sesi olan bu tempo,her dört saniyede bir gelir.Ve her vuruşta yükselir göğe doğru,kendisiyle birlikte,ağaçların köklerine kadar,uzaktaki evler bile,nehirler,göller ve içindeki balıklar bile
''ahhhh...! kulaklarım patlıyacak gibi şimdi,,,,, aşağıda birisi var sanki, belli belirsiz birisi,birşey sölemeye çalışıyor sanırım ahhh...!Ama duyamıyorum, kulaklarım lanet olsun!''
o sağır edici Davulun diğer vuruş sesine bir saniye kalmışken o belli belirsiz kişi birden arkasında belirir Dai'nin ve''trluyæ kàl-Seúk..!''elfçeydi(sakın oraya girme!)diyordu sanki,Feanor'un sesine benzetti bunu dehşetle ve takip etti bi patlama bembeyaz bi ışık,kapladı heryeri doyurdu doğayı,normale döndürdü, kurallarına çağırdı doğayı,doğada ışığı.....rüya alemi de Dai'ye mesajını...............
Oira karnını tutarak yavaşça doğruldu yığıldığı karların üzerinden.Kara Arden kızıl dostunu uzaklardan görmüş,koca cüssesine yakışmayacak bir hızla gelmişti gardiyanın yanına.Oira ıslak burnunu okşadı yaratığının.Arden Oira nın henüz yeşile dönememiş ak kuyulara benzeyen gözlerine bakarken anladı zamanı geldiğini.Alevyiyen Ardenin içindeki kızıl alev titredi.Görevini yerine getirmek için daha çok güce ihtiyacı vardı.Günlerdir beslenmiyordu kara alevyiyen.Oira Ardeni beyaz buzdan sarayın avlusuna götürdü.Ve soğuktan donmuş elleriyle dostunu doyurmak için ateş yaktı.Avuçlarını ateşe tutmasıyla bedeni ısındı ve gözleri acı yeşiline kavuştu.Arden Oira nın onu besleyeceğini anlamış sabırsızca tıslıyordu.Oira yaratığına sokuldu ve fısıldadı-Kızıldiyarın alevine benzemez ama seni bu geceki görevin için güçlü kılacak dostum.Ye ve içindeki ateşi körükle-Kara alevyiyen tıslayarak onayladı Oirayı.Küçük cılız ateş Arden yedikçe büyüyordu.O büyüdükçede Arden daha bir iştahla yiyordu.Oira bi süre seyretti tek dostu kara alevyiyeni.İlk karşılaşmaları geldi aklına.Oira kızıl kralın ordusuna katıldığında.Her kızıl asker gibi bir alevyiyen edinmişti kendine.Alevyiyenler sadece Kızıl diyar topraklarında yaşayan iri,güçlü,uzun tüylü yaratıklardı.Kızıldiyarın aleviyle beslendikleri için halk onlara alevyiyen derdi.Güçlü olmalarının yanısıra hızlı hareket ettikleri ve içlerindeki ateşle düşmana saldırdıkları için kızıl ordunun vazgeçilmezi,düşmanlarının ise kabusu olmuşlardı.Oira Ardenle karşılaşana kadar bir çok alevyiyenle savaşa katıldı ve birçoğunuda savaşta yitirdi.En son alevyiyenini bir savaş sırasında kaybettiğinde kızıl kaleden çok uzakta düşmanın onları sıkıştırdığı bir köydeydi.Hava kararmış savaş şafağın ilk ışıklarına kadar mola vermişti.Ateşin başında yarasını temizlerken iki kızıl göz gördü çalılıarın ardında.Bu gözler ateşe gelen bir alevyiyene aitti.Erlerine başıyla işaret etti onu yakalamarı için.Kızıl erler yerlerinden fırladılar aldıkları emirle ancak alevyiyen geri püskürttü onları.Yarasını bağlayan Oira kolayca boyun eğmeyen bu yaratığı merak etti.Hızlıca daldı çalılıklara Alevyiyeni görünce şaşırdı önce.Çünkü bu alevyiyen kızıl değil karaydı.Alevyiyenler renklerini yedikleri ateşten aldıkları için kızıl olurlardı.Yaşlanınca içlerindeki alev kora döndüğünden tüyleri kararırdı.Ancak bu yaratık çok genç görünüyordu.Oira kızıl gözlerine baktı yaratığın ve hiç kaçırmadan gözlerini yaklaştı ona ,alevyiyen tısladı ama saldırmadı,Oiranın ona yaklaşmasına izin verdi.Oira başını okşadı,sokuldu ona ve şöyle dedi.-Ben kızıl gardiyan Oira bir bineğe değil bir yoldaşa ihtiyacım var.-Arden kızıl gözleriyle baktı ona ve uğuldadı.O andan sonra bu uğuldama sesi bir dostun varlığını hatırlattı hep Oiraya.
Oira Prenses Mia nın sesiyle dalgınlığından sıyrılıp ayağa kalktı.Ardenin başını okşayarak ona görevi için hazır olmasını söyledi.Diğerleriyle birlikte ihtişamlı buzdan saraya giren kızıl savaşçı etrafı taradı yeşil gözleriyle.Saray buz kristallerinden yapılmıştı.Pencerelerinden sızan azıcık gün ışığı bu kristallere çarparak çoğalıyor ve tüm sarayı aydınlatıyoru.
Yol arkadaşlarıda kendi gibi yorgundu. Yemeklerini yediklerinden sonra prensesin onlar için hazırlattığı odalara çekildiler dinlenmek için.Gecenin koyu karanlığı buzdan sarayın üzerine çökmüştü.Oira yatağına yeni girmişti daha, prenses Mia geldi odasına.Oira yatağında irkildi birden güzel prensesi görünce.-Korkma- dedi Mia.-Seni ondan kurtaracağım-Oira anlamsızca baktı Mia nın gözlerine.Biliyor muydu yoksa prenses içindeki şeytanı?Ürpermişti prensesin bakışlarından.Doğrulmak istedi yatağından ama yapamadı.Prenses bakışlarıyla mıhlamıştı sanki onu yatağa.Oiranın gözleri Mia nın gözlerine kitlendi.Mia gülümsedi ve arkasından gümüş bir hançer çıkarttı.-Seni kurtaracağım korkma- dedi Oiraya tekrar.Hançeri havaya kaldırdı ve Oira nın karnına saplamaya başladı.Oira acıların en büyüğüyle sarsılıyordu, inliyordu.İnildemeleri çığlığa döndüğünde kendi çığlığının sesine uyandı.Aynada kendine baktı.Ve onu gördü karnında.Fısıldıyordu-anneaaaaa kurtar bisi o prensesten bise zarar vermesini engelle-.Oira elini karnına götürdü.Gözerinden kızıl yaşlar dökülürken , birkaç kelime fısıldadı.
Arden dostunun fısıldayışını işitti.Hala alevyiyordu.Oiranın ona ihtiyacı olduğunu anladı derinlerden işittiği kızıl dostunun fısıltısından.Beyaz karların üzerinde ağzını geceye doğru açtı ve kızıl koruyucusunu yolladı Oiraya.İçinin ateşi söndü bir süreliğine.Görevini tamamladığında alevi geri gelecekti.Sessiz kopkoyu bir uykuya daldı ak karların üzerinde kara Arden...
........................................................................
Dai Htermin'i göndermemişti onu çevreyi kollaması için görevlendirmişti,birden irkilen Dai Bertinyan denilen kişinin Htermin'inin gözlerini yakaladığını farketti ama yoluna devam etmişti Bertinyan,halbuki isteseydi bu durumu kullanıp bu pekte nazik olmayan üstüne kabalık olan hareketin sebebini herkesin içinde sorabilirdi,sesli bir şekilde.Sanki hiçbirşey olmamışçasına yoluna devam etti.Dai'de kuşkusuz böyle davrandı.Kirşenle Mia sohbete dalmış onlara kulak misafiri olan Dai,Mia nın konuşurken söylediği bişeyi yakaladı,''Bugün çok kısa bir gün olcak hava kararmaya hevesli,durum bunu gösteriyor''nedenini sorduğunda Kirşen,bilmediğini söyledi Mia ama buna ne Kirşen ne de Dai inandı,sözcükler pek amatörce çıkmıştı dudaklarından Mia'nın.Oira ise sadece yemek yiyormuş gibi yapıyordu sanki oyalanıyor ve onları dinlemiyormuş gibi.Tetikte olmalıyız ve Kirşeni bir şekilde uyarmak istiyordu Dai.Zaman döndüren tanrılar kötü olayların olması için sanki hızlı hareket ediyordu.Kimseye farkettirmemek için mesajını Dai elflerden öğrendiği,her elf çocuğunun bildiği basit oyun olan şifreli kelime oyunu oynayıp uyarması lazımdı Kirşeni.Oyun çok basitti elfçe olan alakasız ve sadece 4 heceli olan kelimelerden anlamsız bi cümle söyleyip ki bu kelimelerin sadece üçüncü harflerini topladığınızda diğer kelimeyi belli bi sürede bulup oyunu devam ettirirsiniz.Üçüncü harflerin yeri önemli değildi ve karışık olursa o kadar rakibi yorarsınız.Kazanmanız için size fırsat verir bu karışıklık,çocuklarken Feanor'la en sevdikleri oyundu Dai'nin.''bulm dije semi t-eel'' dedi Dai'nin gözlerin bir an için yakalayan Kirşen anladı bu anlamsız cümlenin anlamlı kelimelerindeki şifreyi,tedirginliği kapatmak ve belli etmek istemezcesine daha yüksek bir tonla mia'yla sohbetine devam etmeye çalıştı.Dai'de pardon diyerek birden daldığını içeceği uzatmasını söyledi Kirşene ''Neden elfçe konuştumki şimdi'' deyip gülümsedi Miaya ve Oira'ya.Dai'nin mesajda ilettiği elflerin bir deyişiydi ''ljme'' yani,her zamanı kolla,tetikte ol gibi bi anlama geliyordu.Bu elfçe deyiş tabiki tek bir durumda söylenirdi elf diyarlarında;her an kötü bir şeyi beklediklerinde......
.....................................................................................
Geceden beri uyuyamamış olan Mia doğan güneşin içini ısıttığını hissediyordu.Kabus dolu uykusuz bir gece ve Bertinya’nın bir anda ona sunduğu bu gerçeklerle kafası öyle karışmıştı ki nereden başlamalı ne yapmalı kestiremiyordu.
Kahvaltıda misafirleri oldukça sessizdi Kirşen dışında, onunla sohbet ediyor ama bir yandan da tuhaf şeyler hissediyordu Oiradan!
Kıskançlık mıydı sadece, yoksa içinde nefret mabedi mi vardı?Kabusun etkisinden kurtulamamıştı.
Tam olarak gelişmemiş sezileri ve öğrenmesi gereken milyonlarca şey varken yerinde duramıyor ama artık kim olduğunu ve nereden geldiğini çok iyi biliyordu.
Kulağında müzik sesleri vardı neşesinden ama kimseye fark ettirmemeliydi, babası gibi sevdiği Bertinya’nın sözünü tutacaktı.
Mia her zaman havanın nasıl olacağını önceden sezerdi ve Bertinyan avlanmaya gitmeden önce mutlaka havayı ona sorardı.
Bu gün de kısa günlerden biri olacaktı.Güneş vadiye vurdukça bulutların üstündeymiş gibi ışıltı ve pırıltı katıyordu Buzul Vadisine.
Her yer ışıltılıydı Mianın içi gibi ama hava bozacaktı o bunu biliyordu.Sohbet ederken bir an içinden geçenleri söyledi Kirşene ‘’Bu gün çok kısa bir gün olacak ve hava kararacak, durum bunu gösteriyor’’.
Kirşen merakla ona nedenini sormuştu ama bunu önceden bilebildiğini ona nasıl anlatabilirdi ki? İçindeki kötü hissinde etkisi vardı bu sözlerde!
Sessizce geçiştirdi çünkü Bertinyan dışında onun kim olduğunu bilmiyorlardı bir süre daha bunu gizlemeliydi, en azından niyetlerini öğrenene kadar.
Bertinyan huzursuzca ortalıkda dolanıyor Mia’nın yanından ayrılmıyordu.
Odası dışında bir gölge gibi peşindeydi. Onu da koruyamazsa her şey boşa gidecekti!
Bir gün yeniden her şey filizlenecek ve kötülük kaybedecekti.İyiliği sonsuza kadar yok ettiğini sananlar için hazırlanmalıydılar.Kader günü yaklaştığında bu sefer çaresizlik kaderleri olmayacaktı ve bertinyan kadar Mia da bunu içinde hissediyordu artık.
Ama aynı zamanda sezgileri Miaya ‘’dikkatli ol’’ diyordu.
Dai’nin dudaklarından dökülen ‘’bulm dije semi t-eel’’cümlesi dikkatini çekmişti. İçindeki sesinde ona aynı şeyi söylediğini fark etti birden.Küçükken babasının konuştuğu ama unuttuğunu sandığı dili hatırladı birden!
’’Dikkatli ol’’…Neden ve kimden?
Dai Kirşene dikkatli olmasını mı söylüyordu? Bu bir gizli mesajmıydı kitapta yazılanlar gibi.
Bertinyan da Elfçe biliyor olmalıydı babasının en yakın savaşçılarından olduğu için acaba o da fark etmişmiydi bu sözü?
Bertinyanla konuşmalıydı soracağı ne çok şey vardı. Ama bir an önce kalabalıktan kurtulmalıydı .Atalarına ait iç içe iki kitabı ayrı ayrı okumalıydı.Farklılığının sembolleri olan bu kitaplar hayatına neler katacaktı o da çok merak ediyordu.
..............................................................................................................................................
Heybetli kara alevyiyen sakin bir kedi gibi karların üzerinde kıvrılmış uyuyordu.İçinin alevi,kızıl koruyucu ,efendisi Oiranın fısıltısı ile bedeninden ayrılmış ve görevini yerine getirmek için Buz prensesinin odasına doğru yol a çıkmıştı.Buzdan sarayın ak koridorlarında usulcacık dolaşmış ,merdivenlerden çıkıp Mia nın kapısına gelmişti.Görevi; efendisi kızıl gardiyanı korumaktı.Görevi YOK ETMEKTİ!
Oira, gözlerini sımsıkı kapamış uyumaya çalışıyordu.Ardenin kızıl alevinin kapısının önünden geçtiğini hissetti.İçi güven ve korkuyla doldu.Güvendeydi -Çünkü kızıl koryucusu yanındaydı.Gözlerini açtı.Odanın ışlemelerle süslü tavanına baktı.Korkuyordu.Daha kaç can alacaktı?yeterince kan dökmemişydi?
Ellerini karnına götürdü dokundu ona.Karnı buz gibiydi.İçindeki şeytanın kalbinin soğukluğu karnına ordanda tüm bedenine yayılıyor tenini beyaza çeviriyordu.
Mia'nın gözleri tıpkı iblisin ,Ak prensin gözlerine benziyordu.Onun gözleri gibi buz maviydi.Onun gözleri gibi ışıltılı,güzelliği ile büyüleyen,kibiriyle tiksindiren gözler..Mia nın gözlerinde kibir var mıydı?Bunun ne önemi vardı ki?Birkaç dakika içinde Mia ölmüş olacaktı ne ona ne de içindeki şeytana zarar veremeyecekti?
Oira bu düşünceler içindeyken kızıl koruyucusu prensesin kapısına gelmişti.Kapının altından geçerek prensesi uykusunda yakacak efendisine zarar vermek isteyen bu güzel ama habis insanı yokedecekti.
Bir büyü vardı kapıda!ne kadar zorlarsa zorlasın içeri geçemiyordu.Tekrar tekrar tekrar denedi...Gün ışıyıncaya ,gücü tükenip alevi körelinceye kadar denedi ama başaramadı.Sönmeden Arden in içine dönmeliydi yoksa burada kül olacaktı ve Arden bir daha uyanamayacaktı.Günün ilk ışıklarıyla beraber bir kor halinde Kara alevyiyenin bedenine döndü..
Oira kızıl koruyucusunun varlığının getirdiği güvenle biraz uyuyabilmişti.Gün ışıdığında aşağıya indi ve onu gördü..Prenses yaşıyordu.Kızıl koruyucusu Ak prensten sonra ilk defa başarısızlığa uğramıştı.Artık emindi prensesin Ak prensle bir bağlantısı olduğuna.Koruyucusuna karşı koyabilecek tek büyü o canavarın Ak büyüsüydü.Prenses şen sesiyle -Günaydın- dedi konuğuna.Oira başını sallamakla yetindi.Yemek boyunca masadakileri dinledi.Hangi birine güvenebilirdi?Garip tavırları olan büyücüyemi?Sürekli neşeli olan Elfe mi?Güzelliğiyle onu tiksindiren düşmanı Prensese mi?Şu garip uşağıda gözlerini bir dakika olsun ayırmıyordu üzerinden.
.........................................................................................................................................................
Dai bunu erken yaşlarda en büyük en güçlü tanrılardan olan zamanın efendisi ona sürprizlerini hazırlayarak öğretmişti,hiçliği görmüştüğü.Bir şey hariç o da bu dünyaya ve yerçekimlerine ait olmayan bir duygu olan Feanor a hissettiği duyguydu.Ve onu korkutan tek şey,hiçliği bile içine alan güç.
Dainin doğuştan ayak bileğine yazılan rünse kimin tarafından yapıldığı bilinmesede Dai de anlamını bilememektedir.Anlayacağı günün gelip çatması içinde sabırsızlansa da ,bugün veya yarın ya da her an olmasını sağlağıcak bir istekte ve güçte değil o dur ki hikaye zaten baştan böyle yazıldıysa rüzgarda sizi oraya götürecektir nasılsa.Bize kalan nasıl sonuçlandıracağımız ve tercihlerimizdir.Bulmacanın devamında elinden birşey gelsemese de zamansız müdahele etme girişimlerinin hikayedeki karakterlerin hazırlıksız yakalanması,çözüme katkı sağlayacak yönü verebilir diye düşünüyordu.
Ağır bir havanın,ağır bir günün ve ağır bir sona ait şiirin neden bize hikayeyi anlatamasınki her nekadar dolanbaçlı da olsa bunu anlamamak zor olmamalı.Bu dolanbaçlar bize anlamanın çözmenin ve ayrıntının bize kattığı tecrübeyi tamamlar.Son tek başına değerli olmadığını o sona giden süreç belki son müdahele şansını yakalayabilmek adına kaynağını görmemizi sağlar.İşte Dai de sessiz sakin bu süreçleri bekliyordu büyü rünlerini de bu yollar adına risk almaya değer mi onu görmeye ve saklamaya çalışıyordu.Oira-Mia,Kirşen-? Mianın koruması ve rolü?Dai’de bu matematikte sadece Feanor’la olan bağlantısını görüyordu bu belki de hepimizin sonunu mu hazırlıyordu ya da başlangıçlara ve fikirlerinin sonunda sadece Kirşen’den şüpheleniyordu.Çünkü bu elf fazlasıyla tatlı fazlasıyla kibar fazlasıyla mütevazi hallerinden hiç haz etmemesini sağlayan durumlar görmüştü.Evet bu olmalıydı diye düşünüyordu Kirşen’le çözümün ilk halkasını görebilirdi çünkü durumu fazlasıyla iyi ve tasasız,hikayesiz.Artık geriye dönüp dumanlı dağların arkasına gitmesi ve yaşadıklarını gözden geçirmesi lazım diye düşündü.
Yemek yerkenki hallerine konuşurken mimiklerine ve hiç yalanı sevmeyen,hiç söylemeyen doğadaki yansımalarına bakması lazımdı ve sofrada tüm bunları düşünürken Kirşenle göz göze geldiği farketti.Gözlerini kaçırmadan geniş açıdan bakmaya çalışıyordu Dai.Gümüş işlemeli parlak kaşık dikkatini çekti ve Kirşenin kaşığa vuran yansımasının o parlaklığını kaybettiğini farketti veya yanılsamaydı ama doğa da hiç ama hiç bir zaman yanılsama olmaz eşi benzeri de yoktur.Dai daha dikkatli bakmaya çalıştığında birden Kirşen ayaklandı ve
-Farkettiiniz mi? dedi.
Dai hemen hazırcevap yeteneğini kullanarak kafasını farkettim edasıyla salladı başını salladı
–Aramızda en şüpheli ve az konuşan Dai ve belkide tüm bunları anlayabilmemiz için düşündüklerini söyleyebilir,dedi.
Dai’de artık kendinden emindi tüm bu olayları düşündüğünü Kirşen farketmiş olacaktıki suçluluk piskozuna girdiğini gördü.İlk hamleyi atarak belki birkaç adım daha ilerleyecekti.Kirşen’in karşı atağa geçiyordu.Yazık çok yazık!Dedi içinden Dai.Sonra Dai hafif kafasını kaldırarak Kirşen’e doğru yarım ve manalı gülümsedi amaç panik sularına itip matematiksel hamlelerini kısıtlamaktı.Böylece gerçeğe biraz daha yaklaşıcak ve bizide yakınlaştırıcaktı.Gülemseyen ağzında zar zor görünen dişlerinden biri sanki dolunayın sırtına benziyordu kesiyordu ince parıldısı bakan gözleri.Sonra söze girdi,ağır ve büyü yapar gibi ama düzgün konuşarak ve biraz da alaycı şekilde.
-Peki sen ormanın efendisi sen bu soruyu soruyorsun ki elbetteki senin de bir takım saptamaların vardır muhakkak.Sen bana onları bahşetki ormanın efendisi,ben de sana bahşediyim cevabın efendisini..Dedi .
Buz gibi saray daha da donuklaştı sanki artık zamanın tanrısı buraları terketmiş gibiydi işlemiyordu yaşlandıran zaman büyüsü işleyemiyordu burada.Dolanbaçlı ama aynı yola çıkan sözlerden sonra Kirşen atıldı kırmak istercesine bu sözleri sırıtarak.
-İlk soruyu ben sordum,dedi.
Dai ise;
-Ve ben de cevap verdim,anlattım bile ama duyan gözlere,gören kulaklara ve hisseden akıllara ve eminimki sende anladın ormanın efendisi,ilk sen sualini yönelttin ki zaten ne duyacağını biliyordun da ve bir soru sadece cevabını bildiğinde,hissettiğinde sorulur kibirli yüreklerde.
Masadakiler her nedense bu büyücüye kapılmışçasına Kirşene gözlerini dikmiş anlamaya çalışıyorlardı elf terledi uzun parmakları sakinlikten öte gergin bir duruş şekline girdi ve sinirli şekilde sarayın buzdan bahçesine çekildi.Hiç bir şey söylemeden.Şimdi sadece anlamak bulmacaları birleştirmek kalıyordu geriye.Sarayın içinde ki bu gümüş rengindeki sessizlik bir toz bulutuna çarpmış ama geriye gürültülü bir şekilde geleceği artık aşikardı.Dai;
-Htermin Kirşeni takip et ve farkedileceğini hissetiğin anda olası küçük bir hayvana dönüş ama fiziksel kurallara uygun,sadık dostum sessiz çığlığım.
*Htermin (Sessiz ses,çığlık anlamına gelmektedir)

